EnkaTech 6985
EN

Mavinin ve Yeşilin Ebedi Kesişimi: Muğla’nın Canlı Hazineleri

Anadolu'nun Canlı Hazineleri serimizin ilk durağında, aklımıza hep sanayisiyle gelen Kocaeli’nin o gri perdesini aralamış ve altındaki büyüleyici ekosistemi incelemiştik. Gördük ki doğa, insan baskısının ve fabrikaların en yoğun olduğu şartlarda bile direnmekten, betonların arasından fışkırmaktan ve bizi şaşırtmaktan asla vazgeçmiyor. Serimizin ikinci durağında ise rotamızı, Türkiye'nin ve hatta dünyanın kalbini çalan çoğumuzun sadece yaz tatilleriyle, masmavi koylarıyla ve lüks otelleriyle bildiği o şehre, yani Muğla’ya çeviriyoruz. 

Ancak bu kez plaj havlularımızı ve güneş gözlüklerimizi bir kenara bırakıyoruz. Bizler EnkaTech ekibi olarak Muğla’nın o bilindik tatil beldelerinin çok daha ötesine bakmayı seçiyoruz. Milyarlarca yıllık jeolojik geçmişin, insan ayağı basılmamış sarp kanyonların ve yaban hayatının saklandığı o gizemli ormanların derinliklerine iniyoruz. Hazırsanız, Ege ile Akdeniz’in buluştuğu bu eşsiz yolculuğa başlayalım! 

Muğla, coğrafi açıdan tam olarak küresel ölçekte bir ekolojik kavşak noktasıdır. Ege ve Akdeniz’in morfolojik olarak kesiştiği bu topraklarda, kıyı şeridinin girintili çıkıntılı, adeta bir dantel gibi işlenmiş yapısı ve kıyıya paralel uzanan dağ silsilelerinin aniden yükselmesi, binlerce yıldır izole kalmış çok özel mikroklima alanları yaratmış. Şehrin neredeyse %70’e yakınını kaplayan o devasa ve sık çam ormanları, sadece soluduğumuz oksijeni üretmekle kalmıyor; aynı zamanda dünyanın en hassas ve en zengin biyolojik koridorlarından birine ev sahipliği yapıyor. Bu koridor, iki farklı denizin iklimsel özelliklerini dağların kuytularında eriterek eşsiz bir biyotop oluşturuyor. Muğlada maviliğin ardında, yeşil bir dünya saklı. Muğla deyince botanik dünyasını bu kadar heyecanlandıran, adeta zaman makinesinden çıkmış çok özel bir canlı hazine var: Sığla Ağacı (Liquidambar orientalis). Buzul çağlarının öncesinden, yani Üçüncü Jeolojik Zaman’dan günümüze bir şekilde hayatta kalarak gelmiş bu tür, yaşayan bir fosil niteliğindedir. Dünyada neredeyse sadece Muğla’nın (özellikle Köyceğiz, Ortaca ve Fethiye çevrelerindeki) nemli, taban suyu yüksek nehir yataklarında ve vadilerinde yayılış gösterir. Kendine has o mistik kokusu ve gövdesinden binbir emekle elde edilen şifalı sığla yağıyla bu ağaçlar, Muğla'nın dünya mirasına bıraktığı en özel imzalardandır. Bu ağaçlar, bu toprakların en eski şahitleri aslında. Sadece sığla ormanları da değil; ilkbaharda dağların yüksek kesimlerinde karları delerek açan Muğla Çiğdemi (Crocus mughas) ve Datça Yarımadası’nın sarp, rüzgarlı kayalıklarında adeta dünyaya kafa tutan, nesli kritik derecede tehlike altındaki tek yerli hurmamız olan Datça Hurması (Phoenix theophrasti) gibi türler, bu toprakların neden devasa bir açık hava müzesi ve mutlak korunması gereken bir sit alanı olduğunun en net kanıtıdır. 

Muğla’nın faunası da en az florası kadar gizemli, derin ve incelenmeyi hak eden öykülerle dolu. Şehrin sembol koruma alanlarının başında gelen Marmaris Milli Parkı, Bafa Gölü Tabiat Parkı ve Köyceğiz-Dalyan Özel Çevre Koruma Bölgesi, yaban hayatının adeta kalbinin attığı yerler. Bafa Gölü, her yıl binlerce su kuşunun, pelikanların ve flamingo sürülerinin kıtalararası göç yolları üzerinde hayati bir durak, soluklanma noktasıdır.

Bölgenin en heyecan verici yaban hayatı öyküsü ise kuşkusuz, insanların kıyı şeridinde müzik dinleyip eğlendiği anlarda, sadece birkaç kilometre arkadaki sarp dağlarda yazılan ekolojik direnç öyküsüdür. Mavi panjurlu evlerin ve lüks marinaların hemen arkasında, bambaşka bir mücadele yaşanıyor. Nesli küresel ölçekte tehlike altında olan, gizemli doğasıyla bilinen Karakulak (Caracal) ve Yaban Kedisi gibi asil yırtıcılar, bu zorlu coğrafyada varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlar. Deniz tarafında ise, hepimizin yakından tanıdığı Dalyan İztuzu Plajı’nın simgesi Caretta Caretta deniz kaplumbağaları, milyonlarca yıldır olduğu gibi bugün de nesillerini devam ettirebilmek için Muğla sahillerinin güvenli kollarına sığınıyorlar. İnsan dünyası büyüdükçe, onların dünyası sessizce daralıyor işte. 

Muğla’nın bu canlı hazineleri, bugün ne yazık ki aşırı kentleşme, her yıl ciğerlerimizi yakan orman yangınları ve kontrolsüz turizmin getirdiği büyük bir baskı altında 

eziliyor. Muğla’nın nadide ormanları gün geçtikçe yerini otellere, aquaparklara bırakıyor. 

Sığla ormanlarının o şifalı kokusunu kaybetmediği, karakulakların dağlarda özgürce avlanabildiği ve carettaların güvenle yumurtlayabildiği bir dünya bırakmak hepimizin sorumluluğundadır. Biz gençlerin vizyonu, teknolojiyi doğanın yıkımı için değil, onun yaralarını sarmak için bir kalkan olarak kullanmaktır. Unutmayalım; doğa insan 

olmadan da yaşar, ama insan doğa olmadan asla. Peki siz, Ege'nin mavi sularına

bakarken arkadaki bu dilsiz, korunmaya muhtaç yeşil cennetin çığlığını duymaya hazır mısınız? 

Anadolu'nun Canlı Hazineleri serimizin bir sonraki durağında, Türkiye’nin bir başka köşesindeki saklı yaşam öykülerini keşfedeceğiz. 

Doğayla kalın, bilimle kalın! 

Berk Bozoğlu 

KAYNAKÇA  https://mubiom.mu.edu.tr/tr/mugla-biyolojik-cesitliligi-9770 

dogadernegi.org/wp-content/uploads/2018/03/iba-update-2018-1.pdf

Anadolu'nun Canlı Hazineleri

İletişimDilovası, Kocaeli · Türkiye

İletişim.

frc6985@enka.k12.tr

Mentörlerimiz

Erdinç UĞURLUerdinc.ugurlu@enka.k12.trSeden BAYKARAseden.guracar@enka.k12.trAkın GEZGİNakin.gezgin@enka.k12.tr